İZMİT'İ ARAMAK  İZMİT'İ ARAMAK
Deklanşörle olan akrabalığını, onu tanıyan herkes bilir. Nasıl uyum içinde olduklarını, nasıl paylaştıklarını yaşamı...
1959 yılının karlı bir kış gününde İzmit.
Belli ki yükü ağır vagonların. İstasyondan çıkan kara tren, istasyon köprüsünün altına geldiğinde iyice karartıyor dumanlarını. Gücünü katlamaya, varmak istediği yere daha çabuk ulaşmaya harcıyor tüm çabasını. Saraybahçesi'nin çamlarını mesken tutmuş birkaç kumru dallardan telaşla havalanıyor, demir tekerleklerin seslerinden...
SEKA iskelesinin önünden bir taka süzülerek geldi. Yaklaştıkça yol kesti, zincirlerini şakırdatarak attı demirini Eski Gümrük Binası'nın önlerine. Denizin mavisi gibiydi rengi. Güverteye yakın yerinde, çepeçevre, kıpkırmızı bir şerit uzanıyordu.
Demiryolunun iki yanına çınar ağaçları dikilmişti. Henüz adam boyundaydı çınarlar. Sulanacak, budanacaklardı yıllarboyu. Gölge yapacaklardı İzmit'e, İzmit'in insanına.
Halkevi'nin yan tarafındaki çay bahçesine oturdu. Elini uzatsa denize değecekti sanki. Demli bir çay söyledi kendine, çayını yudumlarken karşıya, Keltepe'ye doğru baktı. Samanlı Dağları'nın üstünde gezdirdi gözlerini, birini arar gibi.
Postanenin önünden yürüyüp, Yavuz Pastanesi'ne, oradan demiryolunu geçip Acısu'ya yöneldi. Ara sokakların Arnavut kaldırımlarını ağır adımlarla, topuklarının sesini dinleye dinleye tüketti.
Saatçi Ali Efendi Konağı'nın önüne geldiğinde soluklandı azcık. Sırtını taş duvara dayayıp bir sigara yaktı. Konak'tan ud sesleri geliyordu. Yaşama gülüyordu ağız dolusu, yürek dolusu, genç bir kadın.
Daha önceleri hiç görmemiş gibi baktı ceviz ağacından yapılmış komodine. Üstünde duran şamdana, penceredeki elişi perdelere takıldı gözleri. Bakışlarıyla okşadı onları tek tek.
Ne zamandır farketmemişti. Körfezin bittiği noktada yeni bir mahalle kurulmuştu sanki. Yukarıdan baktığında kırmızı kiremitli damları görünüyordu. Fuar alanında da çalışmalar başlamıştı yavaş yavaş.
Sabah uyandığında vakit erkendi henüz. Güneş bir mızrak boyu yükselmiş gibiydi doğudan. Sapanca Gölü'nden, Keltepe'den, karşı köylerden belli belirsiz bir sis düşmüştü güneşin önüne. Körfez'in üstüne doğru geldi, geldi; İzmit'i yalayıp Karamürsel'e doğru çekti gitti sanki. Kokusunu, ıslaklığını bıraktı rayların üstüne.
"-Nikomedya" dedi, kendi sesini duyacak kadar;
"-Astakoz" diye geçirdi sonra içinden.
Vapur iskelesinden levrek tuttuğu, bir çapari ile dolu dolu uskumru çektiği günleri düşledi. Muhabere Meydanı'nda futbol maçları yaptığı, Yukarıpazar'daki sevgilisini görebilmek için saatlerce cam dibinde beklediği yıllarını tatlı bir ürpertiyle özledi.
Sonradan, fotoğraftan büyütülen siyah beyaz bir fotoğraf asılıydı duvarda. Yer yer sararmıştı yıllar gibi. Yıllar gibi pusluydu bazı yerleri. Karşılıklı gülüştüler, gözgöze geldiler ve vedalaştılar sonra...
"-Kahvaltını bitir" diye çıkıştı anne çocuğuna.;
"-Sakın koşup terleme okulda. Hasta olursun sonra" diye sürdürdü çıkışmasını. Çantasını hazırlamasına yardımcı oldu, kaşkolunu boynuna doladı iyice, ayakkabılarını giydirdi ve öperek uğurladı kapıdan.
Evden çıktı ama o gün akşama kadar okula gitmedi çocuk. İstasyon köprüsünün kenarındaki duvara oturup, trenin geleceği yöne dikti gözlerini;
"-Bugün Atatürk gelecek" dedi soranlara.
Biri daha vardı çocukla beraber ortalık yerde;
Saat Kulesi'ni eline almış, rayların üstünden bir o yana, bir bu yana gidip geliyordu.
İzmit'i arıyordu Cemal Turgay...
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- LÜTFÜ OBUZ İLE KISA BİR SOHBET 15 Eylül 2026 Salı
- İNCİR AĞACI MESELESİ 13 Eylül 2026 Pazar
- KILIÇDAROĞLU ÜSKÜDAR’I GEÇTİ 10 Eylül 2026 Perşembe
- AYŞE ÖĞRETMENİM 07 Eylül 2026 Pazartesi
- UTANMAK 05 Eylül 2026 Cumartesi
- ÖZGÜR ÖZEL’İ DİNLERKEN 03 Eylül 2026 Perşembe
- EĞİTİM SORUNUNU NASIL ÇÖZECEKLER 01 Eylül 2026 Salı
- 30 AĞUSTOS’U KUTLAMAK 30 Ağustos 2026 Pazar
- SİRMEN’İN YANLIŞLARI 27 Ağustos 2026 Perşembe
- Prof. Dr. Yavuz Kaya’yı tanır mısınız? 24 Ağustos 2026 Pazartesi